Erzurum Kazım Karabekir Otogarı her zamankinden daha kalabalıktı. Doğuya dağıtımı olan asteğmenlerle izinden dönen askerler otogarı hınca hınç doldurmuşlardı. Sarıkamış’a tayin olan Asteğmen Tuğrul, Serhat Kars otobüsünden bir bilet alıp otogarın kasvetli havasından kurtulmak için dışarı kendini zor attı fakat dışarıda dondurucu bir soğuk hava ve sis vardı. Koşar adımla otobüse koşup içeri girdi ve 17 numaralı koltuğa oturdu. Otobüsün sıcak havası birden hatırına Adana sıcağını getirdi. Üniversiteyi Adana da okumuştu. Ah Adana’nın sıcağı diye özlemle içini çekti.
Çanakkale’deki, Sarıkamış’taki mezarlar
Hep ona, hep İstanbul’a doğru uzarlar
Etrafı ise kardelenlerle bezenmiş
Üzerlerinde meçhul mezar yazarlar…
Sevgili Cumali Köyü sitesi sakinleri. Epeyden beri size yazı yazamıyorum. Sebebi ise yazılarımı yazan sevgili Melih Karataşlı`nın nişan ve düğün hadiseleri oldu. Kardeşimize Moldova`dan bir kız aldık. Kızımız elhamdülillah müslüman oldu. Onun nişan ve düğün olayları yazımızı yazmamıza mani oldu. Gözlerimdeki rahatsızlığımdan dolayı yazılarımı bu kardeşimize yazdırıyorum. İnşallah bundan sonra daha sık birlikte olacağız.Cumali Köyü ve Gödeler Köyü arasında biçenekte selde kaldım. Onu şiirleştirdim. İnşallah onu yayınlayacağım. Şimdi Suriye hatıralarımdan bahsedeyim:
Merhum Erdem Beyazıt’ın çok sevilen şiirlerinden biri böyle başlar.
“Telgrafın tellerini arşınlamalı. Böyle değildi bu türkü…”
Çağ açıp,çağ kapayanın güzel torunu oğul
Kalk artık ayağa yetti bu kadar uyku oğul
Sen uyurken kör nefsine yediğin oku oğul
Osmanlıyı sevmenin neresi suç oğul…
Tunahanın neferi olarak Afrikaya gittik
Elimizde Kur`an la ölü ruhları dirilttik
Nice fidanları kara kıtada sineğe verdik
Şehit düştü evlatlarımız bize ırakda kaldı
Bülbül ne yatarsın bizim Bozomarda
Bak eşin seni arar bulamaz yuvada
Kendim Kırşehir’de gönlüm de sılada
Ötme garip bülbül gönlüm şen değil
Vehbinin giydiği dostlar bir kara içlik
Bir soluk bezden, bir solukta karabaşlık.
Dermanmı bıraktı bende, zalim açlık,
Hayat bana gül demedi , neyleyim.